Hiç soru sormadan gün biriktiren yalnızlık kumbarasının sıska deliğinin içinden sığdığı kadarıyla büyük boşluğa düşer gerçekler. Dolduğunu haber eden taşan sabır, sallayınca çıkan ses gözyaşı. Suya gerek duymadan yapraksız kuru bir ağaç adandı sana, dağın içinde hep yalnız.
20100606
20100602
yi ge dou bu neng shao
Dört işlemle hayatta kalmayı hesaplamaya çalışan öğretmen, her defasında eşittirin ucundan dönüyor. Soru işaretinin en yakınına kendini koyup, vurguyla büyüyor küçük aklı. Renkli tebeşirlerle kara tahtayı yerinden oynatacak bir ebedi tebessüme gem vuruyor bu uzun koşu ve nokta, ezber bozarak, sonu değil başlangıcı çağrıştırıyor.
20100527
celda 211
CELDA 211 -Huzura kalınan gebe, şiddete yenik düşüyor. Yarı gardiyan yarı mahkum, yarı suçlu yarı güçlü. Stockholm sendromu semalarında volta atan azılı katillere göğüs gerip kucak açan aynı kişi. Bu sınırsız dilemma müthiş kargaşanın ortasında istemsiz boy veriyor. Görünen kısmıyla bizi selamlayan elin kaybettiği şey, başka ellerde son buluyor.
20100521
pedar
Suda batmayan fotoğraflara yüzünü dayamış bir ebe, koşar adımlarla geriye doğru sayıklıyor. Çölün ortasında galibi belli bir saklambaç onun oynadığı, etrafa kaçışanlar ise saklanamadan serap kesiliyor. Gözünü açtığında, kapadığı anı unutan ebe, kendini kaderine sobeliyor.
20100518
bad boy bubby
BAD BOY BUBBY -Var olmadığını farzet! Bizim vazifemiz varolmadığını farzetmek, bizim vazifemiz onu reddetmek. Lanet olsun sana tanrı! Varsa cesaretin, göster yüzünü ödlek seni. Varolamamış sahtekar seni... Tüm insanoğlunun en büyük görevi, tanrının varolmadığına inanmaktır. O zaman geleceğimiz parlak, çünkü yalnızca o zaman yükümlülüklerimizin farkına varabiliriz. İşte tek yapacağın budur Bubby, tanrının varolmadığını farzetmek!
20100514
nunta muta
Cehaletin meleği tanrının dayanılmaz şehvetine gönlünü kaptırınca, köyün rafa kaldırılmış defteri yeniden dürülüyor. Komik aynaların karşısında yok satan aşk, kulaktan kulağa kat ettiği yolun izini sürerken yakalanıyor ideoloji dumanına. İsmini duyunca, döndüğü yerde burnuna değen tankın namlusu, bu sessiz düğünün son şarkısı kesiliyor.
20100509
transe
TRANSE -Despot güneş arkasından su dökerek uğurlarmış soğuk çölü. Yolunda gitmeyen su, kimse görmeden kaybolurum diye katı yerine buharı yeğlermiş. Verilen nefeslerin yerini tutarmış sonra gönülsüz, kötü ağızlara hapsolurmuş. Yoğunlaşıp su olmaya niyetliyken buz kesilirmiş buhar hali kaldığı yerden. Zaten savaş insanlar arasındaymış ve dökülen kan yerine kırmızı çiçekmiş.
20100507
20100503
un prophete
UN PROPHETE -Bir sonrakini aratmayan izlerle hedefe odaklanmış enfes gökyüzünün yeni sahibi karşınızda. Saygıda kusur etmeyeceğini temin edenlere bu kusursuz maviliğin izni. Giriş ve çıkışlar çoktan kapalı. Yaşadıklarını aldığı yere bırakma şartıyla uçuş izni sunulmakta. Habersizce okuyup altına imzayı attığınız şey ise, kalın harflerle ardında bıraktığı gölgeye infaz edilen bir özgürlük metni.
20100429
kynodontas
Düşmek için yer arayan bir köpek dişi, ağız dolusu baklanın çıkmasını beklerken, son provasında son nefesini ağzından kaçırıyor. Kelimeler anlamlarıyla örtüşürken, üstü örtülen esas tanım alışkanlığın kendisi oluyor. Aslında gariplik; sıradanlığın zıttı sanılırken, esası, bagajda yetişen renkli balonlar... yüzümüzde patlıyor.
einaym pkuhot
EINAYM PKUHOT -İnsan insanı keşfetti, tanrı eski şöhretini yitirdi. Cennette yanlarında olma sözünü veren yaradan, gerçek hayatta kullarını görmeyince, arzuyu huzura çeviren bir dünya parselledi insan kendine. Bulutlara alerjisi olan bir kuşun, ayaklarıyla yaşayabilmeyi kendine yedirememesi gibi, insan da tanrısız duramadı ve var edeni, yok edene yeğledi.
20100427
le huitieme jour
LE HUITIEME JOUR -Büyük boy ceset torbamıza, biz hiç orada değilken, insanlık sızmış. Kendini tekrarlayan anlaraymış ithafı, dönüşü kendi etrafında olan dünyanın. Cenneti aşağıda sanıp intihara meyilliymişiz, oysa ölenler bize hep tepeden bakmış. Başta aslında hiç bir şey yokmuş. Güneş, dünya, inekler, çimen, ağaç, insanlar... ama hiç biri. İyice dolunca dünya, tebessümümüze el koyulmuş. Başta aslında, her şey çokmuş.
20100420
aanrijding in moscou
AANRIJDING IN MOSCOU -Sahibinden satılık gözyaşı vadisi. Karanlık odası var. Arka cephesi epey rüzgarlı. Ön cephe yok. Şu ezkaza dünyanın tam da dışında. İster müstakil yalnızlığınıza kafa tutun, ister atıp tuttuğunuz kalabalıktan elinizi eteğinizi çekip bizi seçin. Biz, yere düşmeyen iğnenizi alıp, size meşru bir son dikelim çamurlu ellerimizle. Siz gerisini kendinize bırakın.
20100419
20100416
fish tank
FISH TANK -Eli tetikte, işaret parmağına gerili misinayla, dipteki küçük balığın varlığını yokluyor büyük balık. Kılçıklarını ayıklamadan leziz bir sofra sunuyor kendine. Olta inip kalktıkça üşüşüyor eğreti duran aklı, küçük balık bildiğini tersten okuyor. Kulağa hoş geldikçe tutunduğu ritme sarılıyor. Akvaryum kendini deniz sanıp, ağırdan satıyor.
20100212
20100210
babí léto
3O yıl boyunca sevdiği kadının doğum tarihiyle loto oynayıp büyük ikramiyeyi tutturamamanın kaç nedeni olabilir ki? Yalan, gerçek'den ödünç alınmış bir hırsızlık numarası gibi. Ölüm ilanlarından yapılan kağıt külahlarda biriken hayatın tozu, şimdi manzarası kötü ikinci el bir mezarın üstünde birikmeye terk ediliyor. Kurallarına göre oynamamak, yan giden battı balıkdan daha çok yaşıyor.
20100209
c'est pas moi, je le jure!
Dünyanın en güzel gizli yerine sahip olmanız sizi dünyanın en şanslı çocuğu yapmıyorsa, xox oyunundan 18-2 yenik ayrılıyorsanız, attığınız yalanların hikayesi tutarlı değilse, her deneyişinizde yine de hayatta kalıyorsanız intiharlarınızdan sonra, daha 10 yaşında yeni bir hayattan söz açılmışsa ve sevdiğiniz kız annenizin yerini tutmuyorsa eğer; sıradışı sorunlar için sıradışı çözümler üretmelisiniz, bir anaoukuluna meteor çarpması kadar şanssız giden günlerinizden sonra.
a serious man
Yüzünü karıncalı gösteren hayatını düzeltmek için, ruhunun çatısına çıkıp, aklının antenine dokun. Sıcak suya batırıp çıkardığın poşet bedeninden kurtulma vaktinde, demlenen rüyandan bir yudum alıp, uykunu yitir. Ayağının altından halıyı çeken tanrıya bilenip, kapaklandığın zeminde, talihine gömül. Amen!
20100128
seraphine
Yoktan var olan beyaz, tepede toplu saçları dağınık, ağzını örten yanakları kocaman, renk terbiyecisi elleri yaşlı, çerçervesi içinde sıkışık çiçekleri yaralı bir göz, tek fırçayla meleklere adanan davetiyeler, onca dalıyla iri ağacın altında yalnız iskemle ve gecenin içinde kaybolan tek renk siyah.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











